Bir gece de doğdum, bir ömürde ölemedim. Her gün yeni bir başlangıç dedim eskisini bitiremedim...

15 Kasım 2012 Perşembe

Ben Bir Al-Anon Üyesiyim...

Ben bir Alkolik eşiyim, bugüne kadar yaşadığım tüm sorunların arkasında apaçık (saklı demeyi ne çok isterdim)duran asıl nedeninin eşimin bir alkol bağımlısı olması olduğu gerçeği ile dün yüzleştim. Dünden beri şoktayım. Şokta olmamın asıl sebebi; Adsız alkolikler derneğinin sayfasını incelediğimde; beni, eşimi hatta duygu düşüncelerimi bu kadar aynı hatta bire bir tarif etmesi oldu. Orada anlatılan alkolik benim kocamdı, Onun ailesi olarak tabir edilen topluluk bizdik ve eş olarak bahsi geçen kişi de bendim. Şaşılası bir benzerlik. İnsan sevdiklerine bazı şeyleri konduramıyor demek ki. Evet Eşim alkol alan bir kimse olmasına karşın alkolik yada daha kibar tarifiyle alkol bağımlısı olması mümkün(!) değildi. Aslına bakarsanız ara ara kendi aramızda bahsettiğimiz, ihtimal dahiline aldığımız bir durum olmasına karşın, bugün fark ediyorum ki aslında biz hep öyle olmadığına inanmak için çabalamışız. Ve biz kendimizi kandırmışız. 

Bu şok ile aslına bakarsanız bir taraftan dünyam başıma yıkıldı desem yeri, bu bir aile hastalığı en başında ve daha da önemlisi uzun soluklu bir süreç. Bu süreçte her ki tarafın yükü de kendine ağır. Bir taraf bir bağımlılıktan kurtulmaya çabalarken, diğer taraf yaralı bir şekilde olmasına karşın tüm sevgisini, şefkatini göstermeli ve bu süreçteki olumsuzluklardan etkilenmemeli.Karşınızdaki kişiye de bu olumsuzlukları yansıtmamalısınız vs. vs. vs. Sanırım en zor kısmı burası,ona bir şeyler yansıtmamak zorunda olmak. Oysa ki içimden onu evire çevire dövmek geliyor, gerçekten.İçimde dolanan mengenelerden ona da hediye edesim var bazen. 

Neyse sakin olmam gerektiğini biliyorum, yavaş yavaş hazmetmeliyim. Sonuçta onu seviyorum ve onun eskisi gibi olmasını çok istiyorum tabii. Tüm çaba bunun için değil mi ? Asıl şimdi yapılacak bir sürü şey var Selin. Her şeyin gerçekten düzelmesine hiç bu kadar yakın olmamıştım. İnternette ne yapabilirim diye gezinirken Adsız Alkoliklerin bir başka kolunu keşfettim, Adsız Alkoliklerin ailelerinin toplandığı bir dernek. Bu organizasyonun adı "AL ANON ".

 Al-anon Aile Grupları, alkolik yakınları ve arkadaşlarının ortak sorunlarını çözebilmek için deneyimlerini ve umutlarını paylaştıkları bir topluluktur". diye açıklıyor sitelerinde. Sitelerini incelerken "Al anon sizin için mi?" diye bir kısım mevcut. Bu bölüme baktığımda işte şok oldum. Benim için mi ne demek, resmen benim aklımdan geçen düşünceleri birisi yazmış oraya hissine kapılmama sebep olacak kadar bana hitap ediyordu. Bu siteleri incelemek gerçeği kabullenmenin ne kadar önemli bir adım olduğunu,ayrıca bu tip olayları yaşayan başka kişiler olduğunu fark etmemi sağladı. "Yalnız değilim" düşüncesi garip bir hissiyatın içine girmeme sebep olmadı değil. Ama temelde bu yalnız olmama düşüncesi, çözümün de habercisi oldu. Çünkü orada bu tarz olayları yaşamış ve kurtulmuş binlerce insandan bahsediyor ve her gün kendilerine yeni yeni insanları katmayı amaç edindiklerini ifade ediyorlar. Bu hem yaygın hemde çözüm mevcut demek oluyor ki, bu bilgi içimin sıkıntısı bir nebze olsun yerini ferahlamasına sebep oldu.

Evet dostlar, biraz çetrefilli bir yola girmiş olsak da çözümün mevcut olduğunu bilmek sevindirici. Ne diyelim biz hikayemiz bitti sanar iken , meğersem daha yeni başlıyormuş, erken konuşmuşuz yine vesselam.

Kendime Not: Çocukken oynadığımız oyunlara dikkat etmemiz lazımmış, ama o zaman nerede bize evrenden, düşünce gücünden bahsedecek adam. Hatırlıyorum ilk okul 2. sınıfa giderken bir oyun oynardık. Oyunda karşılıklı iki kişi olurduk. Birisi sıra ile şarkı söyler gibi "kızım seni doktora vereyim mi?" diye sorar diğer kişi "İstemem annecim istemem, her gece eve geç gelir." diye ret ederdi. bu liste uzar gider en sonunda da Anne rolünü üstlenen kişi "Kızım seni sarhoşa vereyim mi?"diye sorar karşısındaki "evet annecim beni sarhoşa ver o her akşam içip içip bana gül getirir" diye biten bir oyundu. Dünden beri düşünüyorum, acaba bu oyunu çok mu oynadım da evrende dur şu kız çocukluğundan beri canı gönülden istiyor bunu yapmasak olmaz mı acaba dedi.

Aman siz siz olun çocuklarınızın oyunlarına bile dikkat edin...


10 Kasım 2012 Cumartesi

mikado çubukları gibi halim...

Karmaşadan ne yazacağımı bilmeyerek oturdum yazımın başına, yazacak çok şey var elbet ama bu ara benim zihnimi toplayamıyorum."Bu sislerin ardından bir konuya odaklanmak o kadar zor ki şu ara" derken kendimi tanımlayacak başlığı buldum. Bir anda zihnimde güneş gibi doğdu adeta.

Oyun esnasında atılan mikado çubukları gibi halim, renk renk, birbirine girmiş düşüncelerle dolu. Bu karmaşayı toparlamanın tek bir yolu var aslında o da oyunu oynamaktan geçiyor. Çoğu oyunun bir kazananı bir kaybedeni olur, bazı oyunların ise sadece kaybedenleri vardır. Çünkü kazanmak bile kaybetmek ile eştir. Bu seferki oyunun hangisinden olacağını tahmin etmek biraz zor. Lakin başlıyorum oyunu oynamaya, sonu her ne olursa olsun oyun artık bitirilmeli. ilk el başlıyor lakin sürekli hata yapıyorum ve karşı tarafa el veriyorum. Offf çocukken bu kadar zor değildi bu oyun. Yoksa oyun hala aynıda benim kaybetmeye yada kazanmaya gücüm mü yok bilemiyorum. En  nihayetinde eğlenmem gerekmez miydi? Evet eğlenmeliydim ama eğlenmiyorum. ikinci elde sıra. O yirmi puanlık siyah çubuk canıma okuyor zamanla, aklım hep onu almakta. Kazanmak kaybetmek bile olsa hırs her bir hücremde dolanıyor inanın. Bir de ego savaşı başladı ki iyice karıştı ortalık. Siyah çubuk daha da önemli hale geldi, ondan önce alınan hiç bir çubuğun toplamı onun puanına eş gelmiyor. Denkleştirmek için hep daha fazla çaba harcamam gerekiyor ki, çaba demeyin artık ben yoruldum.

Onun gücü yokken, istediği kaçak oyunu oynaya biliyorken, ben elimde bin tane elek taş ayıklıyorum resmen.   Siyah çubuk bu kadar önemliyken ben ne yapacağım bilmiyorum...

Arkası yarın...

6 Kasım 2012 Salı

Alışkanlıklara olan alışkanlık....

Herhangi biri bundan 4 sene önce böyle bir evliliğim olacağını söyleseydi, eminim o söylediği an o kişi ile olan  ilişkimiz anında biterdi. Umutlarım, hayallerim, kendime olan güvenim ve en önemlisi benim başıma kötü bir şey gelmez inancı buna sebep olurdu. Fakat bugün dönüp arkama baktığımda öyle bir kimse olmadığını görüyorum , hoş olsaydı bile "nasıl olsa kimseyi dinlemezdim." diyebilecek kadar öz güvenim hala yerinde.

Öz güvenim yerinde ama umutlarım kayboldu, kalbim kırıldı. Güçlü bir karakter olduğumdan dem vuruyor her tanıyan, evet öyleyim. Hem de çok güçlüyüm, kolay kolay kaybetmem yolumu, karanlıkta kalsam hiç korkmam gözlerimi kapattığımda ki karanlıkta olduğumu var sayarım, çoğunluğa karşı tek başıma bile durabilirim , doğrular dilimden kolayca dökülür. Karşımdaki insanı anlarım, anlamak için empati kurarım. Anlamasam da açık açık anlamadığımı söylerim.

Yalanları da tanırım, "karşımdaki kişiyi kitap gibi okurum. " diyen kişiler vardır ya işte bende onlardan bir tanesiyim aslıda. Ama işte bu kadarım sadece. Onuda yapsam bunu da yapsam evliliğimde başarılı olamadım.
Başarının tarifi nedir ki evlilikte ? Sizin için nedir bilemeyeceğim ama benim için sıradanlık sadece. Ama bu kadar basit bir alışkanlığı oturtamadım inanın.

Ben kendim dışında her şeyi oldum bu evlilikte, Psikolog oldum, anne oldum, hırçın oldum, uysal oldum bir tek kendim dışında her şeyi oldum. Ve sonuç tam bir başarısızlık.


Dışarıda sabahlayan bir kocam oldu, alkol almayı kendine görev bilen bir adamdı. Hiç bir işinde bu kadar çalışkan olmadı inanın. Yada bu kadar tutarlı. İçimde bir yerlerde hep bir umut vardı, bir değişim ihtimali üstüne kurulu hayallerim ama bu sabah 05:20 de hepsi yok oldu.

3 Kasım 2012 Cumartesi

Venüs bana kendin ol diye haber yollamış...

Şimdi bir taraftan Alicia Keys dinliyorum bir taraftan hayatımı, şimdimi, geçmişi, seçimlerimi düşünüyorum. "Gelecek bugünde inşaa oluyor." diyen her düşünür aklımın bir tarafından bana sesleniyor. Şimdi ilk fark ettiğim, bordo ojelerimin beyaz ellerimde duruşu oluyor. Bu sahneyi hatırlamak istediğim her an hatırlayacağım. Ve o andaymışım gibi yaşayacağım. Kulağımda " Piano & I "parçası daha da derinleşiyorum anda. Artık unutmak neredeyse imkansız.

Zihnimin oyunları eşliğinde dolanıyorum hangi zaman, kim gerçek bilmeden bazen ama bu sefer farklı bir şeyler var. Kalbim bile bir başka atıyor sanki, kanım damarlarımda daha bir farkında akıyor. Her hücremle tanışıyor gibiyim bugün. Sanırım bir seçim yapıldı ve bir rutin bozuldu.

 Ben sadece  bir seçim yaptım. Venüs'ü dinledim ve kendim olmaya karar verdim. O bile binlerce kilometre uzaktan bana böyle seslenirken, böyle bölük pörçük kalamazdım. Hem neden kalacağım ki o rollerde, hangi sebeple ısrar edecek kendimi red edeceğim.

Ben sadece oğlum için anne yada elemanlarım için yönetici veya yöneticilerim için eleman yada dostlarıma dost, düşmanıma düşman değilim ki; ben bunların hepsiyim, toplamıyım. Ben bir çoğunluğun ortak çocuğuyum. Sadece bir kadın yada yetişkin değilim. Ben bir karmayım başlı başına. O yüzden ben sadece kendimim. 

Şimdi Alicia "Falling" şarkısını söylüyor ki değmeyin keyfime....Kendim olmanın tadını çıkarmaya başlıyorum... Artık ben sadece benim.

20 Ekim 2012 Cumartesi

Pandora'nın kutusu açıldı...

Her insan hayatının belli bir döneminde efsanelerden etkilenmiş yada efsanelerden etkilenmiş birileri ile karşılaşmıştır. Bu karşılaşmalarda yada televizyondaki bazı entel dantel yorumcuların kullandığı bir cümle arasında Pandoranın kutusundan bahsedildiğine şahit olmuştur. Anlamını bilmese de bir cümle arasında kullanmıştır. 
Eğer ki siz anlattığım bu olayların hiç birine rastlamadıysanız yada kişilerle karşılaşmadıysanız yani burada bahsettiğim kişilerden biri değilseniz ve hala pandoranın kutusunun hikayesini bilmiyorsanız işte size bir cümle ile Pandora'nın Kutusu,"Yunan mitolojisinde insanlığın tüm günahlarını barındırdığı düşünülen ve Pandora'ya armağan edilen testi. " 

Şimdi peki nerden çıktı bu kutu diye soracaksınız tabii. Ben sizi sormuş kabul ederek kendi pandora kutumdan bahsetmeye başlıyorum. Pandoranın kutusu öyle kolaylıkla açılacak bir kutu değil sizinde tahmin edeceğiniz gibi. Bir kere ulaşmak çok kolay olmasa gerek diye düşündüm, insanlığın barındırdığı en büyük günahların bir kısmına dahi sahip olduğumu varsaydığım da pek ortalarda bırakmazdım diye düşündüm.. Her neyse ben düşündüm taşındım kendi Pandoramın kutusunu önce bulmaya sonra açmaya karar verdim. Nerede olacaktı elbetteki içimde bir yerlerde gizli olmalıydı.  Bunu anlamak çok zor olmasa da gerçekten bulmak o kadar kolay olmadı.Her yere baktım, içimdeki tüm kadınlara sordum en sonunda içlerinden biri ben onu tanıyorum diyerek karşıma çıktı. Sohbetin bir bölümünde onu benimde tanıdığımı fark etmeme sebep olan bazı kıvılcımlar sezdim ve daha sonrasında pandoranın karşımda duran kadının içine saklandığını anladım. 

Yani pandora benim bir parçamda vardı. İnsanlığın tüm günahlarını barındıran bir parça, İnsana aman Allahım dedirtiyor ama daha geniş bir pencereden bakarak, Mevlana' nın eserlerinede dokunarak  insanı iyi ve kötü her şeyi barındıran bir varlık olarak tanımladığını fark ediyorsunuz. Ve kişinin seçimlerinin iyi yada kötü yaptığını anlattığını.

Neyse diyeceğim şu ki,O çok merak ettiğim Pandoranın kutusunu açtım, içinden çıka çıka  kendim çıktım:))))))))))))

 Acaba Siz kendi pandoranızın kutusunu açtığınızda ne çıkacak ? Hadi bir deneyin bakalım neler olacak, bana anlatmayıda unutmayın olur mu:))

Sevgiyle kalın, kendinizi olduğu gibi sevin...

9 Ekim 2012 Salı

İrem Su ne olur güzel şeyler söyle artık....


Yaaa arkadaş neymiş bu gezegenlerin konumları, yaptıkları açılar ileri geri hareketleri. İki gezegen ileri gidiyor biri geri gidiyor diye tüm iş hayatım kocaman bir kaosa döndü. Siz gülün bana ama bir anlatayım olanları sonra da aynı fikirde mi kalacaksınız bir bakalım ? 

Ailecek biz bu yaz Antalya'ya çok sevdiğimiz aile büyüklerimizin yanına ziyarete gittik. Onlarla beraber vakit geçirirken bana mynet astroloji uygulamasından ve İrem Su isimli astroloğun yorumlarından bahsettiler ve mutlaka takip etmelisin diye de sıkı sıkı tembih ettiler.İlk başta çok ciddiye almasam da derinden gelen merak duygum  eve döndükten sonra beni ele geçirdi ve ben bu sayfayı ve kadını takip etmeye koyuldum.

Bir süre sonra İrem Su 'nun beni takip ettiğini hatta beni tanıdığını  filan düşünmeye başladım. Çünkü kadın o gün ne derse çıkıyor, böyle genellemeler yazan bir insan için çok fazla bilemeyeceği bir çok konuda nokta tespitler yapıyor. Paranoyamın tavan yapmasına sebep olacak kadar yani şöyle söyleyeyim nerede ise İrem Su' nun kendim olduğumu yada beynim okuduğunu  filan düşünecektim o denli. 

Acaba istifa mı etsem dediğim bir günün sabahında kadın bana iş ile ilgili fevri kararlar vermeyin bir işi sonlandırmak yada yeni bir şeye başlamak için doğru zaman değil diyerek durdurmasından, bak bugün eşin ile ilişkine dikkat et, gereksiz tartışmalara gireceğin konular olursa konuyu kapatın demesinden, bu ara size vaat edilenler pek olmayacak demesine kadar neler dedi neler. Buradan bakınca aman canım ne yani herkes diyor diyebilirsiniz ama öyle değil. Her birini doğru anda söylemek gibi bir özelliği ve yazım dili diğer bir çok burç yorumcusundan çok çok farklı. Hayatıma bu kadını katanlardan tutunda benim hayatına kattıklarıma kadar herkes aynı düşüncedeyse benim size söyleyeceğim yegane şey mutlaka okuyun. Ön yargınız bile varsa bile bir kere okuyun eminim ki ön yargılarınızı yıkacaktır.

 Sevgili İrem Su, valla şu aralar burcum vasıtasıyla benim hayatım ile ilgili pek iç açıcı tahminlerin olmasa da iyi ki varsın. Sana çok teşekkür ederim, bir çok arkadaşımın bana yapmadığı bir şeyi yapıp beni iyiye sevk etmek için beni uyarıyorsun. Sağ olasın var olasın cansın valla. 

Sevgilerle 

1 Ekim 2012 Pazartesi

içimdeki 1001 kadın ve ben

 Siz hiç boşluğun içinde asılı kaldınız mı? Ben kaldım. 

     


Bir ikizler kadınına yakışanın tersine biraz fazla depresifim bu aralar... Neşem pek solgun. 31 yaşıma basmamla beraber içimdeki bir şalterin kalktığını hissediyorum. Hayata bakışım her geçen gün değişiyor. Hayatta yapmak istediklerim, kim olmak istediğim netleşiyor. Fakat bu netleşmenin yanı sıra geç kaldım korkusu da içimde büyüyor. İstediklerimi hiç yapamayacakmışım gibi geliyor. Bu duygu içimdeki sıkışmışlıkla birleşince bildiğiniz mengene etkisi yapıyor. Hele bir de boşlukta hissiyle birleşince kaçma umudumu tüketiyor. Valla Allah sizi inandırsın pek iç açıcı değilim bu aralar.

Bende boş durmuyorum tabii ki, içimde barındırdığım onca kadının birinden akıllıca bir fikir çıkacaktır elbet düşüncesiyle onlarla konuşayım dedim. Aman yarabbi ben ne yapmışım böyle, aklı salim hiç kimse yapmaz dedirttiler. O kadar çokmuşlar ki içimde ben kendimi tanıyamadım, susmaz mı biri yaa. Valla her sabah bu kadar yorgun kalkmama pek şaşırmamalı. Vır Vır Vır.... konuşan bir dolu kadın. Neyse baktım ki bu da bir fayda vermeyecek içlerinden 6 tanesini seçerek ne istiyorsunuz dedim. Hepsi teker teker konuştular,isteklerini anlattılar kendi dilleriyle. Her birinin isteği bir diğerinden farklı ama yaptığımız görüşmelerimizin hepsinde çıkarımım şu oldu ki özgür olmak istiyorlar aslında. Nasıl özgürleştireceğim ben sizleri diye kafa yorarken yazarak dediler hep bir ağızdan." Sen bizim toplamımızsın, bizi yazsan yeter." dediler. Onlar yaz dediler güzelde kim okuyacak bizi dedim, zaman yok dedim, ne yazacağım dedim, biliyorsunuz düzenli yazamıyorum ben bugüne kadar günlük bile tutmayı başaramamış birisi olarak bunu nasıl yapabileceğimi bilemiyorum dediğimde hepsi birleşti ve hep bir ağızdan biz sana yardım edeceğiz ve herşey daha güzel olacak göreceksin dediler. O an doğru olan şeyin yazmak olduğunu anladım, çok uzun zamandır hem fikir oldukları bir konu görmemiştim ve bundan etkilendiğimi itiraf etmeliyim.

Bende bu işi daha düzgün yapmak için gereken şeyleri araştırıp okumaya koyuldum. Şimdi iki kaynaktan okuyarak nasıl yazmalıyımı öğreniyorum. Ama orada öğrendiğim ilk şey; Yazdığın yazının az yada çok olması önemli değil, önemli olan düzenli yazabilmek. İşte bende bu ilk kuralı uygulamak için kolları sıvadım ve başladım yazmaya.

İkncisi; İnsan en kolay, bildiği şeyi yazarmış. O yüzden ben de başladım en iyi bildiğimi sandığım şeyden yani  kendimden. Boşluklarımdan, doluluklarımdan, yeteneksizliklerimden, bana dair ne varsa onlardan. Kimi zaman ödevlerimden kimi zaman dedikoladan bahsedeceğim ama bu sefer düzenli olarak mutlaka yazacağım. Bu düzenin sıklığını bulmak da kolay değil elbet ama bakalım elbet ona da bir ad koyacağım bugün.

Sonrada size anlatırım ne yapacağımı, başlarız beraber bir şeyler yazmaya....