Bir gece de doğdum, bir ömürde ölemedim. Her gün yeni bir başlangıç dedim eskisini bitiremedim...
enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2013 Salı

Bastırılmış paranormal bir insanım...

Hepimizin içinde bir yerler de konuşan bir ses mevcuttur. bu ses kimi zaman hasetinden konuşur, kimi zaman bildiğinden, kimi zamanda inananın sadece zevzekliğinden. kiminin sesi bangır bangır bağırırken, kimisinin cılız sesi rutin koşuşturmaca da kaybolur.

Benim içimdeki ses hep bangır bangır bağırdı. Hiç susmak nedir bilmedi. Kimi zaman zevzeklik  ve kıskançlıktan konuşsa da aslında çoğu zaman bildiğinden konuştu. Tabii bunu anlamak o sese kulak vermeyerek geçen tecrübelerden sonraya kaldı çoğu zaman. 

Çocukluğumda sihirli bir değneğim olmasını, ve insanların aklından geçen her şeyi okuyabilmeyi isterdim. Bunun için bitmek tükenmek bilmeyen enerjimle her gece dua ederdim, Allah'a. Ve kendimi o kadar sıradan hissederdim ki, kendimi aklımdan kimi zaman neden sorguları yaparken bulurdum. Bu sıradanlık duygusu içime o kadar işlemişti ki bana göre herkes ikizler burcu, herkes kollleje gidiyor vb bir çok düşünceler içimde birçok yerde dolaşır dururdu. O yüzden tanıştığım insanların başka burçlara sahip olmaları hep ilgi çekici gelirdi.

Mesela Mavi- Yeşil gibi renklere sahip gözleri olan insanlar benim için inanılmaz özel insanlardı. Sanırım bu durum benim anne tarafımın hepsinin renkli gözlere sahip olmaları ve benim kara kuru baba tarafından çok taparcasına onları sevmemden ileri geliyordu. Ve ben o kara kuru baba tarafına aittim. Fiziksel olarak anneme benzemiyordum. Oysaki kesinlikle benzemek istiyordum. Her gece Allah' a göz rengimi değiştirmesi için yada saçımı kıvırcık yapması için dua ederdim. Bu durum resmen bende saplantı halini almıştı. Hatta bu durumun benim için ne kadar travmatik olduğunu size anlatmak adına;  ilkokul öğretmenimi göz rengine göre seçtiğimi söylersem aranızdaki psikologlardan yardım etme talebi bile alabilirim sanırım. Tabii bunlar çok uzun zaman önceydi. Şimdi ise tüm bunların altında yatan sebebi bulmak üzereyim, hatta buldum desem yeridir.Neyse anlatsam neler yaptığımı bu durum için ne siz inanırsınız ne de buna benim zamanım yeter. 

Zamanla beraber işlerin böyle olmadığını öğrendim tabii, herkesin ikizler burcu olmadığını yada herkesin benim kadar şanslı olup kolleje gidemediği. Ama bu insanların akıllarından geçeni okuma isteğim hiç azalmadı.    O yüzde de paranormal olaylara karşı bir ilgim oluşmaya ve bu durumları yaşayan insanlara hayran hayran bakan aklı bir karış havada bir genç kız oldum. İlk olarak bu zamanlara rastlar kendi iç sesimle tanışmamız.

O zamanlar kendimi fark etmem ile birlikte içime doğan şeyler gerçek olmaya başladı, yada ben o zamana fark ettim bilemiyorum. Ama bu durum bile bana sıradan geliyordu, özel bir durum değildi yani anlayacağınız. Lise birinci sınıfa ilk geçtiğim yaz döneminde bu akıldan geçenleri okuma işi gerçek oldu. Evet bir arkadaşımın aklından geçenleri ilginç bir şekilde okuyordum. Hiç bir şey söylemesine gerek yoktu. hiç bir şey saklayamıyordu bile benden. İşte ilk defa o gün insanların aklından geçen düşünceleri anlamanın hiç de eğlenceli bir şey olmadığını fark ettim. Çünkü insanlar akıllarından her şeyi geçiriyorlardı ve o aklından geçenler beni gerçekten üzmüştü. 

Şimdi geri dönüp baktığımda yaptığım şeyin bir insanı iyi tanımak olduğunu anlıyorum. Evet muhakkaki kişinin konuşması, beden dili vb durumlarını değerlendirmem sonucu vardığım sonuçların hislerimle birleşmesinin sonucuydu tüm olanlar. Bunu artık biliyorum çünkü artık bu durumu daha bilinçli kullanıyorum. Evet size rahat rahat tanıdığım insanların aklından geçenleri okuyabildiğimi söyleyebilirim. Hatta tecrübeyle sabit tanımadığım insanları da zaman zaman okuyabiliyorum. Tabii okumayı yani görmeyi seçersem.

Genel olarak çevremde ki insanların hareketlerini her daim süzüyorum, kullandıkları kelimeleri sıklıklarını, kullanım tarzlarını, duygu ruh hallerini her birini bir sistematik halinde kaydediyorum ve aslında tüm bunları yaparken tanıyorum her birini. Geriye sadece görmek kalıyor. Ve görmek istediğimde kendi içimdeki sistematiğe göre değerlendiriyor ve bir sonuç çıkarıyorum. Ve ister inanın ister inanmayın %95 doğru sonuçlara varıyorum.

Gördüğünüz gibi insanları okumak için müeccin olmaya gerek yok. Sadece iyi bir gözlemci ve empati yeteneğiniz gelişmiş bir kişi iseniz olanları anlamamak için aptal olmanız gerekir. Eğer ki fark ettiğim halde bir insanın niyetini yüzüne gelmiyor isem inanın benimde kendime göre sebeplerim ve beklediğim bir şeyler vardır.

Bu dediğim şeyi siz de yapabilirsiniz. Hadi denemeye başlayın. ve bu denemeye en yakınlarınızdan başlayın. zaman zaman çok eğleneceksiniz. Mesela size bir örnek vermem gerekirse Bizim şirketimizin mali müşaviri Bay H. kendi inanmadığı ama sadece yönetimin görev vermiş olduğu konularda konuşurken yani aslında haksız bir konumda hissettiği anlarda, yani yani yani işin özü stres altında iken sürekli boğazını temizleme ihtiyacı hissediyor. Ben bay H. ile konuşurken ne zaman boğazını temizleme ihtiyacı hissetse o konu hakkında ne hissettiğini biliyorum. Biliyorum bu basit bir örnek ama işin aslı bu kadar basit. Gerisi tamamen sizin maharetinize kalmış.

Ama sizi uyarıyorum, anladıklarınız her zaman hoşunuza gitmeyecek. Ama içinizde ki sese kulak verin çünkü her ne olursa olsun o sizden yana.


Sevgiler S.


6 Kasım 2012 Salı

Alışkanlıklara olan alışkanlık....

Herhangi biri bundan 4 sene önce böyle bir evliliğim olacağını söyleseydi, eminim o söylediği an o kişi ile olan  ilişkimiz anında biterdi. Umutlarım, hayallerim, kendime olan güvenim ve en önemlisi benim başıma kötü bir şey gelmez inancı buna sebep olurdu. Fakat bugün dönüp arkama baktığımda öyle bir kimse olmadığını görüyorum , hoş olsaydı bile "nasıl olsa kimseyi dinlemezdim." diyebilecek kadar öz güvenim hala yerinde.

Öz güvenim yerinde ama umutlarım kayboldu, kalbim kırıldı. Güçlü bir karakter olduğumdan dem vuruyor her tanıyan, evet öyleyim. Hem de çok güçlüyüm, kolay kolay kaybetmem yolumu, karanlıkta kalsam hiç korkmam gözlerimi kapattığımda ki karanlıkta olduğumu var sayarım, çoğunluğa karşı tek başıma bile durabilirim , doğrular dilimden kolayca dökülür. Karşımdaki insanı anlarım, anlamak için empati kurarım. Anlamasam da açık açık anlamadığımı söylerim.

Yalanları da tanırım, "karşımdaki kişiyi kitap gibi okurum. " diyen kişiler vardır ya işte bende onlardan bir tanesiyim aslıda. Ama işte bu kadarım sadece. Onuda yapsam bunu da yapsam evliliğimde başarılı olamadım.
Başarının tarifi nedir ki evlilikte ? Sizin için nedir bilemeyeceğim ama benim için sıradanlık sadece. Ama bu kadar basit bir alışkanlığı oturtamadım inanın.

Ben kendim dışında her şeyi oldum bu evlilikte, Psikolog oldum, anne oldum, hırçın oldum, uysal oldum bir tek kendim dışında her şeyi oldum. Ve sonuç tam bir başarısızlık.


Dışarıda sabahlayan bir kocam oldu, alkol almayı kendine görev bilen bir adamdı. Hiç bir işinde bu kadar çalışkan olmadı inanın. Yada bu kadar tutarlı. İçimde bir yerlerde hep bir umut vardı, bir değişim ihtimali üstüne kurulu hayallerim ama bu sabah 05:20 de hepsi yok oldu.

1 Ekim 2012 Pazartesi

içimdeki 1001 kadın ve ben

 Siz hiç boşluğun içinde asılı kaldınız mı? Ben kaldım. 

     


Bir ikizler kadınına yakışanın tersine biraz fazla depresifim bu aralar... Neşem pek solgun. 31 yaşıma basmamla beraber içimdeki bir şalterin kalktığını hissediyorum. Hayata bakışım her geçen gün değişiyor. Hayatta yapmak istediklerim, kim olmak istediğim netleşiyor. Fakat bu netleşmenin yanı sıra geç kaldım korkusu da içimde büyüyor. İstediklerimi hiç yapamayacakmışım gibi geliyor. Bu duygu içimdeki sıkışmışlıkla birleşince bildiğiniz mengene etkisi yapıyor. Hele bir de boşlukta hissiyle birleşince kaçma umudumu tüketiyor. Valla Allah sizi inandırsın pek iç açıcı değilim bu aralar.

Bende boş durmuyorum tabii ki, içimde barındırdığım onca kadının birinden akıllıca bir fikir çıkacaktır elbet düşüncesiyle onlarla konuşayım dedim. Aman yarabbi ben ne yapmışım böyle, aklı salim hiç kimse yapmaz dedirttiler. O kadar çokmuşlar ki içimde ben kendimi tanıyamadım, susmaz mı biri yaa. Valla her sabah bu kadar yorgun kalkmama pek şaşırmamalı. Vır Vır Vır.... konuşan bir dolu kadın. Neyse baktım ki bu da bir fayda vermeyecek içlerinden 6 tanesini seçerek ne istiyorsunuz dedim. Hepsi teker teker konuştular,isteklerini anlattılar kendi dilleriyle. Her birinin isteği bir diğerinden farklı ama yaptığımız görüşmelerimizin hepsinde çıkarımım şu oldu ki özgür olmak istiyorlar aslında. Nasıl özgürleştireceğim ben sizleri diye kafa yorarken yazarak dediler hep bir ağızdan." Sen bizim toplamımızsın, bizi yazsan yeter." dediler. Onlar yaz dediler güzelde kim okuyacak bizi dedim, zaman yok dedim, ne yazacağım dedim, biliyorsunuz düzenli yazamıyorum ben bugüne kadar günlük bile tutmayı başaramamış birisi olarak bunu nasıl yapabileceğimi bilemiyorum dediğimde hepsi birleşti ve hep bir ağızdan biz sana yardım edeceğiz ve herşey daha güzel olacak göreceksin dediler. O an doğru olan şeyin yazmak olduğunu anladım, çok uzun zamandır hem fikir oldukları bir konu görmemiştim ve bundan etkilendiğimi itiraf etmeliyim.

Bende bu işi daha düzgün yapmak için gereken şeyleri araştırıp okumaya koyuldum. Şimdi iki kaynaktan okuyarak nasıl yazmalıyımı öğreniyorum. Ama orada öğrendiğim ilk şey; Yazdığın yazının az yada çok olması önemli değil, önemli olan düzenli yazabilmek. İşte bende bu ilk kuralı uygulamak için kolları sıvadım ve başladım yazmaya.

İkncisi; İnsan en kolay, bildiği şeyi yazarmış. O yüzden ben de başladım en iyi bildiğimi sandığım şeyden yani  kendimden. Boşluklarımdan, doluluklarımdan, yeteneksizliklerimden, bana dair ne varsa onlardan. Kimi zaman ödevlerimden kimi zaman dedikoladan bahsedeceğim ama bu sefer düzenli olarak mutlaka yazacağım. Bu düzenin sıklığını bulmak da kolay değil elbet ama bakalım elbet ona da bir ad koyacağım bugün.

Sonrada size anlatırım ne yapacağımı, başlarız beraber bir şeyler yazmaya....

24 Ağustos 2012 Cuma

Hacı beni bırakın ya,ben uyumak istiyorum...

Masamın üstünde yığılı duran evrak ve kağıtların arasından bana bakan kitaplarımı görmek bana hep zamansızlığı hatırlatıyor. Bu zamansızlığı çağrıştıran kitapların arasına bugün iki misafir daha eklendi. Misafir diyorum çünkü onlar bana ait değiller. Okunacaklar ve kadim bir dostun raflarındaki yerlerini alacaklar. Bir tanesi gerçekten çok değişik ve ilgi çekici. Okuması basit ve bir  o kadar da gizemli:)))) 

Aşk tılsımları,rüyalar ve daha bir çok değişik konudan bahsediyor:))) Zaten  bir kadın gizemli bir şeyler var diyorsa vardır bir çapa nuri değil mi? Bir tanesinden burada bahsetmek istiyorum;

Aile içi gerginlikleri ve kavgaların sebep olduğu negatif enerjiyi kovmak için soğan mucizesine başvurmalıymışız. Nasıl yapıldığını hemen anlatıyorum bir soğanı dörde bölüp odanın her bir köşesine bir parçasını koyuyoruz. bir gün sonra soğan parçalarını toplayıp elle kıyın. kıyılmış soğanları dışarıda toprağa gömün.bu işlemi 5 gün sürdürün diyor.

Ben bugün denemeye başlıyorum. Bu arada bu bilgiyi Nuray Sayarı 'nın beyaz mucizeler kitabından aldım.  Bakalım 5 gün sonunda neler olacak,sabırsızlıkla sizinle paylaşacağım o anı bekiyorum.