Bir gece de doğdum, bir ömürde ölemedim. Her gün yeni bir başlangıç dedim eskisini bitiremedim...
alkol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alkol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Ben bir annenin doğurganlığının ispatı için doğması seçilmiş olan çocuğum...


Hiç bir zaman iyi bir öğrenci olmadım. Sadece yettiği kadarını yapanlardanım. Hep daha fazlasını yapabileceğine inanırken, kolay olan sığ sularda oynamayı seçenlerdenim. Oyunlarımı oynarken sığ sularda , derin suları hayal bile etmedim. Neden diye sorsanız verecek pek bir cevabım yok, korktum demekten başka. Ölçülebilen bir şey miydi ki kapasite ? Bilemedim. Hiç ölçmedim ki ben kapasitemi, hiç sınırlarıma götürmedim ki kendimi. Zaman zaman sınırlarda dolaştığımı düşündüysem de, bir daha ki sefere gittiğimde oranın sınır olmadığını fark ettim. Kolaycılık böyle bir şeydi aslında. Tembel deseniz o da değilim ama nasıl desem daha çok rotasız bir gemiydim. Şimdi kendime baktığımda çalışkan lakin verimsiz buluyorum. Çok çalışıp az kazananlardanım.

Çokça korkak ve kuyruğunu eğmeyecek kadar da gururlu biriyim ... Başkalarının sorunları çözmelerine bayılsam da hep kendi sorunlarımı çözmek zorunda kalan bir kahraman oldum kendi hayatımda. Oysaki ben korkak rolüne taliptim çoğunlukla. İçimde korkağı oynarken dışımda cesur oldum ben. İçimde saklanırken, dışımda göz önündeydim hep. Hayatımda hep bir şeyler tepetaklak olurken ben hala içinde başka dışında başka biriydim. Ve bu başka başka olduğum birileri yüzenden, tıkandım hayatta. Çocukluğuma kadar indim kafamda, bazı şeyleri çok beğendim bazılarını ise hiç beğenmedim... Ama sanırım hep o dışarıda oynayan özgür kız olmayı istedim. Biri çıksa ve bana,

Birisi -Vanila Sky filmini izlemiş miydin?
Selin -Evet
Birisi -Tom Cruise gibi seni sadece mutlu olduğun anıların olduğu bir hayal dünyasında yaşamak ister misin?
Selin -Eeeee Şeyyy yaniii olabilir tabii, her şey benim istediğim gibi mi olacak?
Birisi -Elbette.
Selin -Hımm yanlış bir şeyler varmış gibi hissediyorum, peki gerçekte ne olacak???
Birisi -Hiç yani Senin için Hiç. Uyuyacak nefes alacak ,yaşlanacak ve bir gün öleceksin.
Selin - Dııııııııııııııııııııııııııııııııııııııııttttttttttttttttttt ( Konuşma biter. )

Gördüğünüz gibi bir yanım beğenirken bu hayali öbür tarafım "hiç olacaksın" lafını duyunca gene tüylerini dikeltip kabardı. 


Neyse. Ben bir annenin doğurganlığının ispatı için doğması seçilmiş olan çocuğum. Anneme sorduğumda bana böyle bir hikaye anlatmıştı. Aşk meyvesi değilim mesela. Kendi travmalarının kurbanı olmuş bir kadının ve yenilerini yaratmasını sağlayan bir kocanın  meyvesiyim. Buraya nereden geldik derseniz işte ilk tıkanmanın olduğu yerdeyim şimdi. Anne kucağında baba ocağında.

Anlaşamamak mevzu oldu mu, Annemle hiç anlaşamazken babamla sadece anlaşamamam. Anlaşmak mevzu oldu mu da, Annemle daha çok anlaşıp babamla sadece anlaşmak değişik bir karmaşa yaratıyor. Her biri kendi halinde çok süper insanlar olmalarına karşın beraberlikleri süresince çok başarısız bir ikiliydiler. Yaşla beraber bir şeyler değişiyor sananlardansanız aynı zamanda yanılanlardansınız da. Çünkü değişen hiç bir şey olmadı bence. Tabii çözülen bir şey olmadığı için olabilir. İki tarafta ruhsal yaralarının farkında değilken, iyileşmek istemiyorken bu yaralardan beslenmeyi seçmişken nasıl olabilirdi ki değişim. Olmadı da.

Değişim annemin hayallerinde bile yokken; Babam ise mükemmelliğine değişim ile leke bile süremezdi. Babam tam bir holigandı. İnandığı doğrulara saplantılı şekilde savunan ve bağlananlardandı. O yüzden onunla farklı düşündüğünüz konularda sohbet etmek (eğer onun dediklerini kabul etmeyecekseniz) mümkün değildi. Yok ben illaki sohbet edeceğim kendimi ifade edeceğim diyorsanız sohbetin 10. dk sonra kavgaya hazırlıklı olmak ve akabinde gelecek olan küslüğü kabullenmeliydiniz çünkü babam konuşamadığı gibi çok iyi küserdi. Küslüğü için çeşitli branşlarda rekor denemeleri yapmış Çocukları ve eşi için; en az 6 ay ile en çok 3 sene. Kardeşleri için 5 sene ile 10 sene (hatta biriyle hala sürüyor:))) ile Guinness dünya rekorlarına girmek için başvuru yapılabilirdi lakin ispatının çok uzun zaman alacağından biz çocukları olarak bu onurlu ödülden vazgeçtik:)

Annem zorlu bir çocukluk geçirmiş üstüne ailesini arka arkaya ve gençken kaybetmesiyle travmalardan kurtulamamış geçmişe saplanıp kalmıştı ve bir kurtarıcı arıyordu. Kocasında bulamadığı bu kurtarıcıyı çocuklarında bulmak için çabalıyordu. Gittikçe içine kapanıyor tüm sorunlarını çocuklarıyla konuşmakta bir sakınca görmüyordu.  Babam ise hep hatayı kendi dışında aradığından aile hayatının yanı sıra ticari hayatında göz göre göre bitiriyor fakat her zaman ki gibi bunu kabul etmiyordu. Babam bencildi ve kendinden başka hiç kimseyi düşünmemişti. Ona sorsanız hayatını ailesi için heba ettiğini söylerdi, fakat bizim açımızdan baktığınızda bunun gerçek olmadığını görmeniz pek uzun sürmezdi. Bugüne kadar aldığı tüm kararları sadece kendi isteklerine göre almış, sıkıntıya düştüğünde ilk bizi suçlamıştı.

Anne kucağı ve baba ocağı böyle olunca sıkıntıya düştüğünde ailesini arayanlardan değilim ben,olmayı isterdim lakin beni anlamayarak beni daha çok üzecek yorumlara hiç ihtiyacım olmadı. Elbette bu kanaate varana kadar bir çok başarısız denemem oldu o kadar.

Ben bir tek kendi hayatımın kahramanı olmak istiyorum. Lakin korkuyorum. 

Korkularımla yüzleştiğim zaman, dışımdaki ile içimdeki birleştiği zaman kahraman olacağım...

8 Şubat 2013 Cuma

Gelsin ilaçlar Gitsin kaygılar... iyi ki varsın kimyasal mutluluklar...


Yok arkadaş, bazı şeyleri kendi kendine aşamıyorsan; ortalarda debelenip durmaya, zırıl zırıl ağlamaya ne hacet, sapacaksın kolay yollara. Sapacaksın ki , senin mutluluğunu sağlayamayan insanların yüklerini taşımayacaksın bu dünyada. Taşımayacaksın ki, onlar da senin vebalin ile gitmesinler öte dünyaya. 

Formül gayet basit, sadece kendini düşüneceksin bu dünyada. Sen sadece kendini düşündüğünde her şey zaten senin isteğin gibi ve olması gerektiği gibi oluyor. Başkalarını değiştirmeyi seçip, yolunu zorlu hatta imkansız noktalara sürüklemeyeceksin . Sürüklersen zihnini maymun edersin, kişisel gelişimciler de bu duruma maymun zihin sendromu diyerek bu noktadan paralar kazanırlar ki bu da cemiyete bir hayır sayılır. 

Yoksa adamların kitaplarını kim okur Allah aşkına. Herkes bir umudun pençesine düşmüş yuvarlanıp gidiyor. Meleklerle konuşmak diye kitap yazıyor bir yazar iyi güzel diyorsun alıyorsun kadın 3. kitabını çıkarıyor aynı konuda. Sonrada bu ulvi bir şey oluyor,paylaşmak oluyor. Yok ya, salaktık bizde. (tamam biraz salaklık mevcut ama bu kadar da değil yahu. Salaklığımız sadece sevdiklerimize.) İlk kitabında anlamıştık ne demek istediğini niye ticarete döktün bu işi. Ne gerek vardı, kartlara, ajandalara, yeni kitaplara, CD 'lere. Tüm bunları da melekler mi söyledi sana. Eğer durum böyleyse vay halimize bizim. Ölünce de sınıfta kaldık desenize. Düşünsenize melekler bile ticari stratejiler bize önerirken bizim bu dünyada maneviyattan beklentimiz hangi düzeyde olabilir ki.

Bir düzeyde gidip gelirken insan pes ediveriyor sonunda. Baş edemiyorum ben bu düzenle diyerekten düzeni değiştiremeyeceğini kabul ediyor. Ve değiştirebileceği tek şeye kendi kimyasına dönüyor. Yardımsız debeleniyor bir süre, sonra bakıyor ki gittiği bir arpa yol değil, vardığı da bir yer değil anlıyor tek başına başaramayacağını. Ve başlıyor yeni arayışlara. İşte tam o noktada ilaçlar yetişiveriyor imdadınıza. Size diyorlar ki, sen beni al ben senin beyninde istediğim hormonların salgılanmasını sağlar seni sakinleştiririm, mal gibi yaparım. Pelte gibi ederim diyor. Sende tamam ya gel en iyi arkadaşım diyerekten, bir bardak su eşliğinde alıyorsun tüm yalancı kurtuluşları, veriyorsun tüm özgün tepkileri. Bedel basit kendin olmaktan vazgeçiyorsun. Kızacağın şeylere kızmıyor,önemsediğin şeyleri önemsemiyorsun. Ve tüm bunları seni sen yapmaktan çıkaranlar için kabul ediyorsun. Ne kadar ironik değil mi? Onlar sensizde mutluyken, sen onlarla mutsuzken yapıyorsun tüm bu çılgınlıkları. Çılgınlık çünkü aklı salim insan yapmaz bunları. Bunları aciz ve korkan bir insan yapabilir. 

"Git yaşamdan zevk alacağın şeyler yap." diyenlere en iyi cevap sanırım onlarsız yaşamdan zevk almaktan başka bir şey değil. Çünkü sadece kaybettiklerinde anlayacakları değerler için onlar adına savaşmaktan vazgeçmek gerek. Kişi kendi yaptıklarından mesuldür. O zaman onlarda yaptıklarının bedellerini ödemeliler. 

Böyle maymun zihinli olursanız yazılan yazıda bir ağacın dalları gibi karışık ama bir o kadar bir birine bağlı olur. Şimdi yıkılmak değil, ayağa kalkma zamanı. Tüm yüklerden kurtulup baharda yeni yer edinme zamanı. Dalımda tüneyen tüm kuşlara sesleniyorum, uçun mavi gökyüzüne, dolaşın semalarda özgürce. Bahar geldi canlarım tomurcuklarım sizinle açıp yeşerecek. Uçun güzel kuşlarım... Özgürlük sizinle göklerde güzel...











7 Ocak 2013 Pazartesi

Baksan yanı başımda, dizimin dibinde, görsen diyar diyar uzakta yalçın kayaların ötesinde…


Viran bir şehir taşıyorum içimde… Hissettiğim hüznü anlatmaya ne dost dayanır, ne de bende ki bu yürek katlanır. Dilim lal olmuş, gitmiş öteye, zihnim durmuş kalmış beride… Akan sulara anlatsam acaba alır götürürler mi bu derin karanlığı, yok edebilirler mi?
Anneme sarılıp ağlayasım var, başımı omzuna koyup teselli arayasım… Ama yapamam ki… Onu üzmekten korkarım, bir karar vermekten çekinirim. Böyle içimde bir volkan, aklımda bin bir kuşku, yüreğimde ise korku var ahh dostlar, yüreğimi dirhem dirhem yakıp kül eden.
Baksan yanı başımda, dizimin dibinde, görsen diyar diyar uzakta yalçın kayaların ötesinde…  
Başucumda “Imany - You will never know “ söylüyor sanırım birazdan da bana “Slow down” diyecek…  Kim bilir belki haklıdır. Deliriyorum sanırım. Yok yok freninden boşalmış araba misali savrularak ve hızlanarak bir zaman geçirdim, şimdi ise sakinleşip dinginleşmeye çalışıyorum inanın. Sanırım bunları yaparak kendimi daha iyi hissedeceğim. Bu akşam bana destek olmaya da Sevgili dostum Jonathan Franzen –Özgürlük kitabı ile gelmiş.  Sanırım aradığım manevi desteği doğru yerde bulamayınca kendimde arıyorum. Belki de tam aramam yerdeyim, kendimde.
Korkularımla, endişelerim ve doğrular arasında sıkışıp kaldım. Doğru ne peki deseniz verecek daha bir tane cevabım bile yokken, bir dolu komplo teorim var kendi hayatıma dair. Bir yol göstericiye o kadar çok ihtiyacım var ki. Aslında bana ne yapmam gerektiğini söyleyecek birine ihtiyaç duyuyorum. Yani birisi gerçekten geleceği görse ve bana anlatabilse bugün daha mı doğru karar verirdim acaba. Yâda verdiğim karar benim mi olurdu? Bu soruların cevabını bilmiyorum ama daha rahatlatıcı olacağı kesin.
Çok bilinmeyenli denklemler yorucu oluyor benim için… X,Y,Z artık kendi başının çaresine baksalar ve beni sadece kendimle baş başa bırakabilseler, her şey daha kolay olsa, olmaz mı? İlla ki bir alengirli yolda karşılaşmaları gerekiyor değil mi? Hepsi bir aradayken.
Bizim hikâye, iki inatçı keçinin köprüde karşılaşmalarını anlatan hikâyeye benzedi. Karşılaştık ve kimse geri adım atmıyor. Daha sakin karşılamam gerekirdi belki, daha anlayışlı olmalıydım. Ama olamadım. Hangisinin doğru olduğunun o an bir önemi yoktu ki, o an hayal kırıklığım, korkularımla el ele vermişti çoktan, ele geçirmişti ki bedenimi, zihnimi, her şeyimi. Korktum da ne oldu sanki korkularımın gerçek olması dışında tabii. Hiç! Hiç bir şey!
Hiç biri ile aranızda özel bir bağ kurup, onu kendi bedeninizde takip ettiğiniz oldu mu? Göz seğirmeniz de, kalp atışınızda ya da ne bileyim rüyalarınızda? Ben takip ettim. Rüyalarım da, kalbimde, içimdeki en kuytu köşelerde dinledim…  Şu son bir aydır içimdeki huzursuzluğun sebebi de, kalbime saplanan hançerlerin sahibi de oymuş meğer. İlk hissettiğim de de biliyordum. O yüzden daha çok korktum. Öğrenmemek istedim. Kaçmak istedim ama saklanamadım.  
Onu kaybetmek istemiyordum da ondan korktum. Ama kaybetmek istemediğim asıl son 2,5 aydır gördüğüm adamdı. 4 yıldır evli olduğum kocam ya da 7 yıldır beraber olduğum erkek ya da 20 yıllık çocukluk arkadaşım değildi. Parça parça içinde var olduğunu hissettirdiği bu yanını hiç kaybetmek istemedim ben. Askerdeyken büründüğü kişi ile aynıydı, hem de yanımdaydı bu sefer. Ama dün kaybettiğimi yüzüme vurdu. Biliyorum asıl kaybı haftalar önce yaşamıştım.  Nasıl bildiğimi sormayın bana, bir kadın bilir ne zaman kaybettiğini. Sözlerinden, cümlelerinden, davranışlarından her şeyden her şeyden biliyorum… Çünkü aldığı nefesin sayısından kurduğu cümlelere kadar her şeyin sıralaması aynı.  Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali, o sadece beni bastırmaya çalıştı.
Tedaviyi ret etmiş. Duydunuz mu? Bana dün öyle söyledi. Cahil cesaretine sahip cesurlardan o. Terazisinin kantarı oynak olanlardan. Sanki iki kişilikli. Zeki ama akıllı değil. Sanırım benim gibi.
Biliyorum bu süreçleri, ben basit bir diyete başladığımda yapıyorum bunları o mu yapmayacaktı. Şekersiz bir yaşam seçersin ama istersin onları tüketmeyi, bir süre iraden hâkimdir. O süreçte inanırsın kendine, kontrol edebildiğine ama ilk şekeri yemenle beraber zaman içinde eskiye dönersin fark etmeden fark ettirmeden. Yâda fark ettirmediğini sanaraktan. Ama biliyorsundur. Bir ilaç bu isteği köreltir, kullanmazsan iraden de yemeye başlarsın. Ve bir gün iraden o gücü bulamaz kendinde ve yenilirsin. İlk başarı her zaman başarabileceğin hissini verirken ilk yenilgide tekrarları doğurur. Biliyorum. Ama dedim ya benimki basit bir diyet en fazla bana 5 kilo aldırır, hayatımı çalmaz. Ama onun ki benim, çocuğumun, onun hayatını mahveder. Mahvetti biliyorum. Ve tekrarından korkuyorum. O yüzden sözlere itimadım az. Korkuyorum hem de çok. Ve bu korkum ona destek olmamı engelliyor. Ona yeniden başlama gücünü verdirmiyor. Beni kendi kabuğuma çekiyor derin acılarla… Keşke gelse sarılsa ve her şey yeniden başlasa ve hiç bitmese…
Ama yazarında dediği gibi “ Nasip ise gelir Hint’ten Yemen’den. Nasip değil ise ne gelir elden”…

19 Kasım 2012 Pazartesi

Birazcık nefes...




İlk haftayı kazasız belasız atlattık gibi duruyor.  Çarşamba  günü  ikinci randevusu mevcut eşimin. O kullandığı ilaçların ağırlığında sersem gibi, evdeyken genel olarak uyumayı seçiyor. Bende bu ara kendimi iyileştirmek için uğraşıyorum. Çünkü şunu daha da iyi anladım ki, kişi iyi olduğunda her şey zaten iyi oluyor.

 Hafta sonu dışarıya yürümek için çıkacağını söylediğinde eşim oğlumun bende geleceğim demesiyle, iki kişilik bir yürüyüş planlandı. Bende bu plana dahil olmayı arzu ederken baş başa çıkmak istediklerini söylediler. Buna inanılmaz derece de bozuldum. Bozulmamam  gerekirdi elbet biliyorum lakin bunu kabul edemedim. Ve dozajı düşük sitemlerimin olmasını da engelleyemedim haliyle. Off ne zor bir şey Allah’ım.

Ne yaparsınız işte en nihayetinde bir kadın ve insanım ve özel olmak istiyorum. Ama Pazar günü bunu pek hissettiğimi söyleyemeyeceğim. Arada bir saatliğine bir arkadaşımın yanına kahve içmek için kaçmamın dışında nefes alınacak bir ortamım pek yoktu. Üstelik eşim bu nefes arasına bile bozulmaktan geri durmadı desem yeri. Bir söz söylememiş olsa da hissettirdiği tam olarak buydu.

Her şeyi ben yapıyormuşum gibi hissediyorum. Mutsuzum hala çünkü korkuyorum,her şeyin her an başa sarma ihtimali beni yiyip bitiriyor. Bundan nasıl kurtulacağımı bilmiyorum.

Allahtan etrafımda çok iyi dostlarım var. Onlar ve donanımları bana zaman zaman ışık olup yol gösteriyor. Bu akşam bir dostumun bana nefes yapacak olması bu şanslarımdan biri. “Transformal nefes” ismi verilen bu uygulama da hedef kısaca nefes ile dönüşüm sağlanması. Daha henüz yaptırmadığım için nasıl bir şey olduğu hususunda bir bilgi veremeyeceğim, lakin yarın mutlaka size de yaşadıklarımdan mutlaka bahsedeceğim.

Şifa olması dileğimle…

15 Kasım 2012 Perşembe

Ben Bir Al-Anon Üyesiyim...

Ben bir Alkolik eşiyim, bugüne kadar yaşadığım tüm sorunların arkasında apaçık (saklı demeyi ne çok isterdim)duran asıl nedeninin eşimin bir alkol bağımlısı olması olduğu gerçeği ile dün yüzleştim. Dünden beri şoktayım. Şokta olmamın asıl sebebi; Adsız alkolikler derneğinin sayfasını incelediğimde; beni, eşimi hatta duygu düşüncelerimi bu kadar aynı hatta bire bir tarif etmesi oldu. Orada anlatılan alkolik benim kocamdı, Onun ailesi olarak tabir edilen topluluk bizdik ve eş olarak bahsi geçen kişi de bendim. Şaşılası bir benzerlik. İnsan sevdiklerine bazı şeyleri konduramıyor demek ki. Evet Eşim alkol alan bir kimse olmasına karşın alkolik yada daha kibar tarifiyle alkol bağımlısı olması mümkün(!) değildi. Aslına bakarsanız ara ara kendi aramızda bahsettiğimiz, ihtimal dahiline aldığımız bir durum olmasına karşın, bugün fark ediyorum ki aslında biz hep öyle olmadığına inanmak için çabalamışız. Ve biz kendimizi kandırmışız. 

Bu şok ile aslına bakarsanız bir taraftan dünyam başıma yıkıldı desem yeri, bu bir aile hastalığı en başında ve daha da önemlisi uzun soluklu bir süreç. Bu süreçte her ki tarafın yükü de kendine ağır. Bir taraf bir bağımlılıktan kurtulmaya çabalarken, diğer taraf yaralı bir şekilde olmasına karşın tüm sevgisini, şefkatini göstermeli ve bu süreçteki olumsuzluklardan etkilenmemeli.Karşınızdaki kişiye de bu olumsuzlukları yansıtmamalısınız vs. vs. vs. Sanırım en zor kısmı burası,ona bir şeyler yansıtmamak zorunda olmak. Oysa ki içimden onu evire çevire dövmek geliyor, gerçekten.İçimde dolanan mengenelerden ona da hediye edesim var bazen. 

Neyse sakin olmam gerektiğini biliyorum, yavaş yavaş hazmetmeliyim. Sonuçta onu seviyorum ve onun eskisi gibi olmasını çok istiyorum tabii. Tüm çaba bunun için değil mi ? Asıl şimdi yapılacak bir sürü şey var Selin. Her şeyin gerçekten düzelmesine hiç bu kadar yakın olmamıştım. İnternette ne yapabilirim diye gezinirken Adsız Alkoliklerin bir başka kolunu keşfettim, Adsız Alkoliklerin ailelerinin toplandığı bir dernek. Bu organizasyonun adı "AL ANON ".

 Al-anon Aile Grupları, alkolik yakınları ve arkadaşlarının ortak sorunlarını çözebilmek için deneyimlerini ve umutlarını paylaştıkları bir topluluktur". diye açıklıyor sitelerinde. Sitelerini incelerken "Al anon sizin için mi?" diye bir kısım mevcut. Bu bölüme baktığımda işte şok oldum. Benim için mi ne demek, resmen benim aklımdan geçen düşünceleri birisi yazmış oraya hissine kapılmama sebep olacak kadar bana hitap ediyordu. Bu siteleri incelemek gerçeği kabullenmenin ne kadar önemli bir adım olduğunu,ayrıca bu tip olayları yaşayan başka kişiler olduğunu fark etmemi sağladı. "Yalnız değilim" düşüncesi garip bir hissiyatın içine girmeme sebep olmadı değil. Ama temelde bu yalnız olmama düşüncesi, çözümün de habercisi oldu. Çünkü orada bu tarz olayları yaşamış ve kurtulmuş binlerce insandan bahsediyor ve her gün kendilerine yeni yeni insanları katmayı amaç edindiklerini ifade ediyorlar. Bu hem yaygın hemde çözüm mevcut demek oluyor ki, bu bilgi içimin sıkıntısı bir nebze olsun yerini ferahlamasına sebep oldu.

Evet dostlar, biraz çetrefilli bir yola girmiş olsak da çözümün mevcut olduğunu bilmek sevindirici. Ne diyelim biz hikayemiz bitti sanar iken , meğersem daha yeni başlıyormuş, erken konuşmuşuz yine vesselam.

Kendime Not: Çocukken oynadığımız oyunlara dikkat etmemiz lazımmış, ama o zaman nerede bize evrenden, düşünce gücünden bahsedecek adam. Hatırlıyorum ilk okul 2. sınıfa giderken bir oyun oynardık. Oyunda karşılıklı iki kişi olurduk. Birisi sıra ile şarkı söyler gibi "kızım seni doktora vereyim mi?" diye sorar diğer kişi "İstemem annecim istemem, her gece eve geç gelir." diye ret ederdi. bu liste uzar gider en sonunda da Anne rolünü üstlenen kişi "Kızım seni sarhoşa vereyim mi?"diye sorar karşısındaki "evet annecim beni sarhoşa ver o her akşam içip içip bana gül getirir" diye biten bir oyundu. Dünden beri düşünüyorum, acaba bu oyunu çok mu oynadım da evrende dur şu kız çocukluğundan beri canı gönülden istiyor bunu yapmasak olmaz mı acaba dedi.

Aman siz siz olun çocuklarınızın oyunlarına bile dikkat edin...