Bir gece de doğdum, bir ömürde ölemedim. Her gün yeni bir başlangıç dedim eskisini bitiremedim...
diazem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diazem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2013 Salı

Kavrayış...




 Her şeyin bir başlangıcı vardır.

Bulduğumuz sonuçlar, döndüğümüz kavşaklar, gittiğimiz yolllar bizi bu başlangıçların sonuna taşır. Sonuçlar değişir, başlangıçlar ise hep aynıdır... Tüm mesele, bu gerçeğin etrafında dans ederken; insanın başı dönmesi ve her şey bir birine karıştırmaya ve kaybolmaya başlamasıyla başlar. Başlangıçlar her yeni dönemecin arkasında kaybolurken yeni yollar doğar geceye. Yeniler eskimeye başlar. Yollar kaybolur, labirentlere döner.
Eski ile yeninin bu dansı, bizi daha bilinmezlere sürükler. Bu serüvene başlayan döngülerin bir yerinde karşımıza iki seçenek çıkar tüm yalınlığıyla. Ya rüyada kalacağız ya da gerçeğe uyanacağız. "Gerçeğe uyanmak" her zaman bizi cezbedici sonuçları içinde barındırmadığından, rüyada kalmayı seçmek kolay olan olarak görünür çoğumuza. Oysa ki uyanmayı ertelemek tüm kaosu tekrar ve tekrar yaşamayı seçmektir. İşte tam da bu anda insanlar uyanmayı isterler gerçekten. Artık tekrarlardan sıkılmış ve öğrenmiş kişiler olarak gerçek ile yüzleşmek cezbedici bir hal alıverir.

Uyanmayı seçmek ile uyanmak arasına sıkışmış bir zaman vardır.O zaman arasında bir çok gelgitler yaşanır.  Yeniler eklenir,eskiler çıkarılır, yeniden ekiler seçilir vb. İşte ben de tam o sıkışmış zamanın esiriyim uzun zamandır. Kaybettiğim başlangıcımı arıyorum bu dolanbaçlı sevimsiz yollarda, ne zaman kendim olmaktan vazgeçtiğim zamanı bulmaya çalışıyorum. Çünkü başlangıcı olmayan biri uyanamaz. 

Kördüğümlerim yolumu hep kapatsa, ben araf da asılı kalmaya devam etsem de elbet o kaybettiğim başlangıcımı bulacağım. Ve kendimin kahramanı olacağım. Buna olan inancım her geçen gün daha da artıyor. 

Hele bugün bir dizide duyduğum bir replik beni iyice kopardı. Kızın tespiti muhteşemdi. Kız hayatta istedikleri konusunda tercihleri olması gerektiğini eğer ne istediğini bilmez ise başkalarının isteklerini yapan biri olacağını tespit etti ki bu çoğu insanın harcı değil.

Demek ki bugün ne yapıyormuşuz, bugün kendimiz için bir iyilik yapıp başkalarının karararlarını yaşamaktan vaz geçip kendimiz için ne istediğimize karar veriyormuşuz.

Haydi dostlarım kendimiz olmaya kaldığımız yerden devam etmeye...



25 Şubat 2013 Pazartesi

Arayış...


Bir bilinmezlik, havada asılı kalınmışlık halini fotoğraflandırın ama içine bir parça umut, bir parça hareket koyun deselerdi anca bu kadar bu duruma ait bir fotoğraf çekilebilirdi.

Bu fotoğraf beni benden alıyor inanın. Kim bilir belki mevcut durumu çok iyi ifade ettiğindendir. Belkide içinde biraz gizem olmasına karşın o sıcacık kule var olduğundandır. Her ne ise ne ama bu fotoğrafta umut var hem de bana ait umutlar var. Mesafeler göreceli olsa da , kim bilir belki bugün, belki yarın. Ama var. Bende varım. 

Neyin önemli olduğuna dair monologlarım olsa da diyaloglarda önemini yitirir oldular. Kalabalıkla yabancılaşan bir tarafım olduğunu keşfettim bu ara. Bir kişi bile benim için kalabalık. Belki içimin kalabalığındandır. Bilmiyorum?

Ama melankolim bugün benimle belli, içimdeki varlığını dış dünyaya göstermeye de pek hevesli. Kusarcasına suskunları oynasa da,çığlıkları 7 düvel öteden duyulur oldu. 

En iyisi bugüne bir şiir ile veda etmek, ve en özeli bu şiiri sessiz sessiz dinlemek...


Arayış

En kısa ceza 
Ömür-boyu olandır.. 
Kimse bilmediğinden. 

Kim bilir; 
Belki bir yalan'dır.. 
Kendiliğinden. 

Bir korku'dur belki, 
Saklanandır.. 
Çirkinliğinden. 

Bir soru olsa gerek; 
Sorulmadığındandır.. 
Birden.

Özdemir Asaf



7 Ocak 2013 Pazartesi

Baksan yanı başımda, dizimin dibinde, görsen diyar diyar uzakta yalçın kayaların ötesinde…


Viran bir şehir taşıyorum içimde… Hissettiğim hüznü anlatmaya ne dost dayanır, ne de bende ki bu yürek katlanır. Dilim lal olmuş, gitmiş öteye, zihnim durmuş kalmış beride… Akan sulara anlatsam acaba alır götürürler mi bu derin karanlığı, yok edebilirler mi?
Anneme sarılıp ağlayasım var, başımı omzuna koyup teselli arayasım… Ama yapamam ki… Onu üzmekten korkarım, bir karar vermekten çekinirim. Böyle içimde bir volkan, aklımda bin bir kuşku, yüreğimde ise korku var ahh dostlar, yüreğimi dirhem dirhem yakıp kül eden.
Baksan yanı başımda, dizimin dibinde, görsen diyar diyar uzakta yalçın kayaların ötesinde…  
Başucumda “Imany - You will never know “ söylüyor sanırım birazdan da bana “Slow down” diyecek…  Kim bilir belki haklıdır. Deliriyorum sanırım. Yok yok freninden boşalmış araba misali savrularak ve hızlanarak bir zaman geçirdim, şimdi ise sakinleşip dinginleşmeye çalışıyorum inanın. Sanırım bunları yaparak kendimi daha iyi hissedeceğim. Bu akşam bana destek olmaya da Sevgili dostum Jonathan Franzen –Özgürlük kitabı ile gelmiş.  Sanırım aradığım manevi desteği doğru yerde bulamayınca kendimde arıyorum. Belki de tam aramam yerdeyim, kendimde.
Korkularımla, endişelerim ve doğrular arasında sıkışıp kaldım. Doğru ne peki deseniz verecek daha bir tane cevabım bile yokken, bir dolu komplo teorim var kendi hayatıma dair. Bir yol göstericiye o kadar çok ihtiyacım var ki. Aslında bana ne yapmam gerektiğini söyleyecek birine ihtiyaç duyuyorum. Yani birisi gerçekten geleceği görse ve bana anlatabilse bugün daha mı doğru karar verirdim acaba. Yâda verdiğim karar benim mi olurdu? Bu soruların cevabını bilmiyorum ama daha rahatlatıcı olacağı kesin.
Çok bilinmeyenli denklemler yorucu oluyor benim için… X,Y,Z artık kendi başının çaresine baksalar ve beni sadece kendimle baş başa bırakabilseler, her şey daha kolay olsa, olmaz mı? İlla ki bir alengirli yolda karşılaşmaları gerekiyor değil mi? Hepsi bir aradayken.
Bizim hikâye, iki inatçı keçinin köprüde karşılaşmalarını anlatan hikâyeye benzedi. Karşılaştık ve kimse geri adım atmıyor. Daha sakin karşılamam gerekirdi belki, daha anlayışlı olmalıydım. Ama olamadım. Hangisinin doğru olduğunun o an bir önemi yoktu ki, o an hayal kırıklığım, korkularımla el ele vermişti çoktan, ele geçirmişti ki bedenimi, zihnimi, her şeyimi. Korktum da ne oldu sanki korkularımın gerçek olması dışında tabii. Hiç! Hiç bir şey!
Hiç biri ile aranızda özel bir bağ kurup, onu kendi bedeninizde takip ettiğiniz oldu mu? Göz seğirmeniz de, kalp atışınızda ya da ne bileyim rüyalarınızda? Ben takip ettim. Rüyalarım da, kalbimde, içimdeki en kuytu köşelerde dinledim…  Şu son bir aydır içimdeki huzursuzluğun sebebi de, kalbime saplanan hançerlerin sahibi de oymuş meğer. İlk hissettiğim de de biliyordum. O yüzden daha çok korktum. Öğrenmemek istedim. Kaçmak istedim ama saklanamadım.  
Onu kaybetmek istemiyordum da ondan korktum. Ama kaybetmek istemediğim asıl son 2,5 aydır gördüğüm adamdı. 4 yıldır evli olduğum kocam ya da 7 yıldır beraber olduğum erkek ya da 20 yıllık çocukluk arkadaşım değildi. Parça parça içinde var olduğunu hissettirdiği bu yanını hiç kaybetmek istemedim ben. Askerdeyken büründüğü kişi ile aynıydı, hem de yanımdaydı bu sefer. Ama dün kaybettiğimi yüzüme vurdu. Biliyorum asıl kaybı haftalar önce yaşamıştım.  Nasıl bildiğimi sormayın bana, bir kadın bilir ne zaman kaybettiğini. Sözlerinden, cümlelerinden, davranışlarından her şeyden her şeyden biliyorum… Çünkü aldığı nefesin sayısından kurduğu cümlelere kadar her şeyin sıralaması aynı.  Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali, o sadece beni bastırmaya çalıştı.
Tedaviyi ret etmiş. Duydunuz mu? Bana dün öyle söyledi. Cahil cesaretine sahip cesurlardan o. Terazisinin kantarı oynak olanlardan. Sanki iki kişilikli. Zeki ama akıllı değil. Sanırım benim gibi.
Biliyorum bu süreçleri, ben basit bir diyete başladığımda yapıyorum bunları o mu yapmayacaktı. Şekersiz bir yaşam seçersin ama istersin onları tüketmeyi, bir süre iraden hâkimdir. O süreçte inanırsın kendine, kontrol edebildiğine ama ilk şekeri yemenle beraber zaman içinde eskiye dönersin fark etmeden fark ettirmeden. Yâda fark ettirmediğini sanaraktan. Ama biliyorsundur. Bir ilaç bu isteği köreltir, kullanmazsan iraden de yemeye başlarsın. Ve bir gün iraden o gücü bulamaz kendinde ve yenilirsin. İlk başarı her zaman başarabileceğin hissini verirken ilk yenilgide tekrarları doğurur. Biliyorum. Ama dedim ya benimki basit bir diyet en fazla bana 5 kilo aldırır, hayatımı çalmaz. Ama onun ki benim, çocuğumun, onun hayatını mahveder. Mahvetti biliyorum. Ve tekrarından korkuyorum. O yüzden sözlere itimadım az. Korkuyorum hem de çok. Ve bu korkum ona destek olmamı engelliyor. Ona yeniden başlama gücünü verdirmiyor. Beni kendi kabuğuma çekiyor derin acılarla… Keşke gelse sarılsa ve her şey yeniden başlasa ve hiç bitmese…
Ama yazarında dediği gibi “ Nasip ise gelir Hint’ten Yemen’den. Nasip değil ise ne gelir elden”…

28 Kasım 2012 Çarşamba

Reb'l Fleur by Rihanna bu bir parfümden fazlası

Reb'l Fleur by Rihanna isimli parfümüm bugün geldi, gelmeden önce kokusu ile bir fikrim yoktu lakin şu anda size ne kadar muhteşem bir şeye sahip olduğumu tarif etmeye çalışıyorum. Tam bir kış kokusu olmasının yanı sıra kişiye has bir şeyler saklıyor içinde. İlk kokladığım anda tam bir yaramaz kız çocuğu hissi uyandırdı, aynı rihanna gibi. Yapanları tebrik etmek lazım. Muhteşem olmuş.

Gelelim nefes seansımız da yaşanılanlara. Benim bedenim ve zihnim böyle şeylere çok hızlı adapte oluyor sanırsam, çünkü yoga yapmaya başladığımda da hemen pozitif bir değişimi hissetmiş ve yoga günlerini sabırsızlıkla bekler olmuştum. Bu nefes seansı içinde aynı şeyi söyleyebilirim. İlk seans da dahi inanılmaz bir rahatlama yaşadım. Nefes seansında bir koç eşliğinde bağlantılı nefes almaya çalışıyorsunuz. Bağlantılı nefes hiç es vermeden nefes almak ve vermek diye tabir edilebilir ve sizin bu nefesleri alıp verirken burada bir dönüşüm yaşanması hedefleniyor, tabii bu dönüşümün ne kadar sürede ve nasıl gerçekleşeceği kişiden kişiye olaya göre değişiyor. Lakin şunu söylemek mümkün ki böyle bir deneyim yaşayıp aynı kalmak pek mümkün değil. Seans sırasında vücutta kasılmalar, ağlama nöbetleri, gülme vb durumlar yaşana biliyor. Bu gibi durumlarda sizlerden bağırmanız yada koçunuzun talimatlarına göre bazı sesler çıkartmanız isteniliyor. Bu sesler ile içinizde biriken o negatif enerji resmen topraklanıyor. Bende kasılma ve ağlama en sık rastlanılan durum oldu ve ilk başta yapılan analizin sonunda çıkan, özgüven eksikliğim hep yanımdaydı. Ama seans bittiğinde kendimi bambaşka hissediyordum. Seans sırasında yaşadığım duygu geçişlerinin birinde lise zamanlarım daki odamda olmak, orada her zaman yaptığım gibi yatağıma uzanmış,bacaklarımı duvara yaslamış tavanı izliyor olmak yani o kadar gerçekçi yaşamak acayip heyecan verici bir histi.

Bugün ikinci seansımızı yapacağız, çok heyecanlıyım. Düşünün benim gibi Hürrem tutkunu birisi için çarşamba gününe başka bir şey koymak pek istenilen bir durum değildir. Lakin Yaşadığım şey o kadar etkileyiciydi ki bu seansı daha da ertelemek pek mümkün değil.

Hepinizin bir gün bu deneyimleri yaşamanız dileğiyle

Selin.


19 Kasım 2012 Pazartesi

Birazcık nefes...




İlk haftayı kazasız belasız atlattık gibi duruyor.  Çarşamba  günü  ikinci randevusu mevcut eşimin. O kullandığı ilaçların ağırlığında sersem gibi, evdeyken genel olarak uyumayı seçiyor. Bende bu ara kendimi iyileştirmek için uğraşıyorum. Çünkü şunu daha da iyi anladım ki, kişi iyi olduğunda her şey zaten iyi oluyor.

 Hafta sonu dışarıya yürümek için çıkacağını söylediğinde eşim oğlumun bende geleceğim demesiyle, iki kişilik bir yürüyüş planlandı. Bende bu plana dahil olmayı arzu ederken baş başa çıkmak istediklerini söylediler. Buna inanılmaz derece de bozuldum. Bozulmamam  gerekirdi elbet biliyorum lakin bunu kabul edemedim. Ve dozajı düşük sitemlerimin olmasını da engelleyemedim haliyle. Off ne zor bir şey Allah’ım.

Ne yaparsınız işte en nihayetinde bir kadın ve insanım ve özel olmak istiyorum. Ama Pazar günü bunu pek hissettiğimi söyleyemeyeceğim. Arada bir saatliğine bir arkadaşımın yanına kahve içmek için kaçmamın dışında nefes alınacak bir ortamım pek yoktu. Üstelik eşim bu nefes arasına bile bozulmaktan geri durmadı desem yeri. Bir söz söylememiş olsa da hissettirdiği tam olarak buydu.

Her şeyi ben yapıyormuşum gibi hissediyorum. Mutsuzum hala çünkü korkuyorum,her şeyin her an başa sarma ihtimali beni yiyip bitiriyor. Bundan nasıl kurtulacağımı bilmiyorum.

Allahtan etrafımda çok iyi dostlarım var. Onlar ve donanımları bana zaman zaman ışık olup yol gösteriyor. Bu akşam bir dostumun bana nefes yapacak olması bu şanslarımdan biri. “Transformal nefes” ismi verilen bu uygulama da hedef kısaca nefes ile dönüşüm sağlanması. Daha henüz yaptırmadığım için nasıl bir şey olduğu hususunda bir bilgi veremeyeceğim, lakin yarın mutlaka size de yaşadıklarımdan mutlaka bahsedeceğim.

Şifa olması dileğimle…